Veysel ÇETİNER/ gun24saat.com.
Biz bu Ülkeye ve Ordumuza sadakatimizi, özveri ile çalışarak terimiz, kanımız ve canımızla ispat ettik.
Hizmetimizin karşılığını aldık mı? Elbette hayır! Önyargılar ile sosyal ve ekonomik haksızlıklara uğratıldık.
Yasanın tarifinde ve uygulamada subayın en yakın yardımcısı olmamıza rağmen, rakip, hatta bazı art niyetliler tarafından düşmanı gibi görüldük. Sistemi ve yasaları kişisel kullananlar tarafından birçok arkadaşımız baskılara, haksızlıklara uğratıldı.
Biz subaylara altın tepside sunulan ayrıcalıkları, imtiyazı değil, adalet, eşitlik ve insan onuruna saygıyı talep ettik.
Subayları NATO orduları subaylarının bir gömlek üzerine çıkarmak için gayret gösteren TSK, bizlerden NATO orduları Assubaylarının statüsünü esirgedi. Haksızlıklarımızın esas sorumlusu genelkurmay’dır!
Bizi temsille yetkili olanların da yeterli gayreti göstermemeleri buna eklenince, sorunlarımızın çözümü gerçekleşmedi. Bir üniforması da kefen olan Astsubayların KİT işçi emeklilerinden daha az maaş almasını, sosyal tesislerde tahakküme varan ayırımcılığın ayıbı ve vebalini birileri mutlaka yaşayacaktır.
Biz haklarımız konusundaki kararlılığımızı her şeye rağmen sürdüreceğiz.
İşte emekli astsubayların Genelkurmay başkanına gönderdikleri açık mektup
Sayın Genelkurmay Başkanım,
Yıllardır şerefle taşıdığınız üniformanızı çıkarıp aramıza katılmanıza az bir zaman kaldı. Sayılı güne düştü, tez geçer. Şimdiden hayırlı uğurlu olsun!
Bu satırlar bir dilekçe değil, bir mektup, bir erken kutlama!
Biz yıllarca bu Ülke ve Silahlı Kuvvetlere sadakatla, özveri ile hizmet ettik. Bir üniformamız da kefen olmasına rağmen, mahalle bekçilerinden daha alt kademeden göreve başlatıldık. Sosyal ve ekonomik haksızlıklarımızın önlenmesi için 'kol kırılır yen içinde kalır' diye beklerken, bu kez kanadımız kırıldı. Oysa biz başkaları gibi imtiyaz değil, adalet, eşitlik ve insan onuruna saygıdan başka bir şey beklemiyorduk! En acısı da bizim haklarımızı önce kendi kurumumuz engelliyor!
Sizden önceki Genelkurmay Başkanı Sn. BÜYÜKANIT göreve geldiğinde umutlanmıştık emekliler olarak. Yalnızca emekliler değil, ilk defa bir Genelkurmay Başkanı’nın göreve gelişi toplumun tüm demokrat kesimlerinin ilgisini çekmiş, desteğini almıştı. Çünkü bir Astsubay arkadaşımız için “tanırım, iyi çocuk” demişti de bu neredeyse “büyük günah” sayılmıştı bazı çevrelerce. Bizi fark ettiğini düşünmüştük. Sadece bir cümlelik ve kişisel ilgiymiş! Görev süresini doldurdu, zırhlı Audi arabasına binip gitti.
Siz geldiniz göreve!
Sizi tanıyan arkadaşlarımız Silahlı Kuvvetlerin tümünü kucaklayacak demokrat ve adil bir kişiliğiniz olduğunu söylüyorlardı. Nihayet Balıkesir’de yapmış olduğunuz konuşma bizi umutlandırdı. 30 Ağustos resepsiyonuna Astsubay davet etmeniz (!) büyük lütuf sayıldı. Hangi kaynaktan beslendiler bilmiyoruz ama bir ulusal gazete manşet attı “Assubay Devrimi” diye. Bir de şapka sakındırmakları siyahtı, sarı oldu!
TEMAD’ın kuruluş yıl dönümünde TEMAD’ yaptığınız ziyaret, Genelkurmay Başkanlık Makamının kurumsal bir ziyareti değildi, kişisel ve insani bir ziyaretti. Ama bir çok arkadaşımız bu ziyaretten bile çok mutlu oldu. “Bir ilk” daha gerçekleşmişti.
“Astsubay Devrimi” Afrika’daki kabile devletlerinde devrim ne kadar olabilirse, o kadar oldu! Öyle de kaldı.
TBMM’de Astsubaylara bir anayasal ayıp olan 1'nci derecenin 4'ncü kademesinin akşam verilip, sabah geri alınması yine sizin döneminize rastlar. Gerçeği bilebilmemiz mümkün değil ama, Genelkurmay Baskısı ile geri alındığı söylendi! Tarih not düşmüştür, gün olur öğreniriz.
Sancılı bir dönemde görev yaptınız…
Artık sizden bir şey beklemiyoruz! Sizden sonra gelenden de ve sizden sonra kimin geleceği ile ilgilenen de yok!
Bu bir bakıma iyi oldu. Belki bu toplum “kurtarıcı” beklemekten vazgeçer. Tek kurtarıcının kendi toplumsal dinamizmi olduğunun bilincine varır, kurtarıcı beklemez. Umarız bu orduyu saran sevgisizlik sarmaşığını, vicdanı nasırlanmamış bir yetkili fark eder.
Siz Sayın Genelkurmay Başkanım, hepimizin yaptığı gibi, görev süreniz sona ererken kendi kendinize vicdan muhasebesi yapmış olmalısınız. Ordunun büyük bir aile olduğunu, bir Astsubayın hayatınızı kurtardığından bahsettiniz. Siz o makama kadar gelirken ve o makamda olduğunuz süreçte sizinle birlikte emek veren, ama her şeye rağmen üvey evlat muamelesi gören Astsubaylarla ilgili bir vicdan muhasebeniz oldu mu?
Toplasanız karargahınızı, Astsubaylarınızı ve sorsanız;
“Görev sürem doldu, gidiyorum, bana hakkınızı helal ediyor musunuz?”
Sizce ezici çoğunluktan ne cevap alırsınız?
Sormasanız daha iyi olur gibi geliyor bana!
Son iki yıl, Silahlı Kuvvetler açısından zor bir süreç oldu.
Bir köylü vatandaşın sözünü hiç unutamam;
Haksızlığa uğradığını düşünüyordu ve diyordu ki;
“Garibin yerde kalmaz ahı!”
“Devirir sultanı, şahı”
Güle, güle paşam!
SİTE YÖNETİMİ